Kızımız, bir eğitim araştırma hastanesinde son yıl asistanı. Ay başından beri onüç odalı bir covid servisinde nöbet tutuyor. Oniki saat çalışıp, yirmidört saat dinleniyor. Evimiz içten dubleks olduğundan üst katı ona tahsis ettik, şimdilerde. Alt katın sadece kapısını kullanıyor. Annesi, yemeklerini özel tepside yiyeceği kadar veriyor, yemekten sonra da bütün kapları ve tepsiyi hemen bulaşık makinasına atıp yıkıyor. Dinlenme saatlerinde sosyal ilişkileri bozulmasın diye de, kendisi merdivenin altında, kızımız merdivenin üstünde sohbet ediyorlar. Ben de, salonda kulak misafiri oluyorum, konuşmalarına.

Nöbetlere ilk başladığında her odada tek kişi vardı, şimdi ikiye çıktı ve odalar tamamen doldu. Her gün ziyaret, muayene, takip, evrak derken bayağı yorulduğunu söylüyor. En çok da kişisel koruyucu ekipmanların takılıp çıkarılmasından şikayet ediyor.

Bir kaç gündür, bir Şakir amcadan söz ediyordu. Anladığım kadarıyla huysuz bir insan, Şakir amca. İkiye bir uygulanan tedavileri ve takmak zorunda olduğu koruyucu malzemeleri fırlatıp atıyormuş. Bunlar da yalvar yakar ikna ederek yeniden uygulayıp, atmaması için daha sık kontrol etmeye çalışıyorlarmış, onu.

Bugün de dinlenme günüydü kızımızın. Öğleye doğru ben çıkarken evdeydi, akşam ben dönmeden çıkmış, nöbetine gitmek üzere. Hanımla akşam yemeği yerken laf olsun diye ‘Şakir amcam nasılmış’ dedim. ‘Ölmüş’ dedi hanım, ‘yoğun bakıma almışlar ama kurtarılamamış’. Bir garip oldum bu ölmüşlüğün karşısında. Oysa, ben daha umutlu bir habere hazırlamıştım kendimi. ‘Taburcu etmişler’ denseydi, ne kadar gönenecektim, kızımın ve kendimin mesleğinden. Ama taburcu olamamıştı amcam.

Açıklanan günlük ölümlerden bir sayı olarak ayrılmıştı, Şakir amca bu dünyadan. Yanında ne ailesi vardı, ne akrabası, ne de hısımı. Ancak, beş ay önce görsek ‘nerden çıktı bu uzaylı’ diyeceğimiz, garip kıyafetli ve muhtemelen yorgun ve telaşlı insanlar vardı etrafında. Ve büyüklü küçüklü, renkli renksiz, sesli sessiz bir sürü cihaz.

Her gün belli sayıda insanın öldüğü bir yerde, yeni ölümleri beklerken, cesedi henüz kaldırılmamışsa da, artık eski olan bir ölüm ne ifade eder sağlık çalışanına, bilmiyorum. Bugün ölenlere bir toplama mı yapar, zihninden; bugün ölecekler için yapılmış tahminden bir çıkarma mı yapar; sırada bekleyenlerin yatması için ölenin bir an önce kaldırılmasını mı hayal eder; bilinmez. Ben de sormayacağım.

Kızımız, bugünlerde sağlık çalışanlarının binlercesi gibi görevinin başında. Hepsi özveriyle ve canlarını siper ederek çalışıyorlar. Lütfen sizler de mecbur değilseniz evden çıkmayarak; yine mecbur değilseniz hastaneye ve eczaneye gitmeyerek; evden çakmaya mecbursanız maskenizi takarak; insanlarla ilişkide sosyal mesafeyi koruyarak; ve ellerinizi sık sık sabunla yıkayarak; onlara yardımcı olunuz.

Merak etmeyin, çok sürmez, ya biz bu virüsle yaşamaya alışacağız; ya da bu virüs bizimle yaşamaya alışacak. Bu dünya, milyon kere milyon türden canlının ve cansızın, milyar kere milyarlarcasına konaklık ediyor. Elbette SARS-CoV-2019 da bunlara eklenecek. Nihayet hepsi verilmiş görevlerini yapıyor. Biz insanlarınsa temel sorunu burda başlıyor. Biz görevimizi ne kadar yapıyoruz. Hakkı hakk bilip, hakka ittiba ve batılı batıl bilip, batıldan ictinab ediyor muyuz. İyiye, güzele, doğruya, faydalıya, adalete destek; kötüye, çirkine, yanlışa, faydasıza, zulme köstek oluyor muyuz.

Bu cümlelere bakıp da, kafanızı göğe dikip ‘bunlar da yapılamaz ki’ demeyin. Çok kolaydır hepsi. Doğruyu söylemek, yalan uydurmaktan kolaydır mesela. İhtiyacı olana dağıtmak, saklayıp biriktirmekten kolaydır. Çevreyi koruyup ağacı kesmemek, kesmekten kolaydır. Musluktan akan suyu az açıp tasarruf etmek, çok açıp israf etmekten kolaydır. Az yiyip fit kalmak, çok yiyip şişmanlayarak her hareket ettiğinde oflayıp puflamaktan kolaydır. Ötekiyle ilgili iyi düşünmek ve dua etmek, kötü düşünüp beddua etmekten kolaydır. Dahası, gülümsemek, somurtmaktan kolaydır ve getirisi de vardır; çünkü gülümsemek sadakadır.

Unutmayın, yeryüzünde sorun varsa sebebi insandır. Çünkü, verilmiş görevden sapma yetisi, sadece insanda mevcuttur. İnsana kelimeler bildirilmiş ve özgür iradesiyle karar verme hakkı tanınmıştır. Ve hayat kendi fıtratında kalma koşuluyla çok kolay ve yaşamsal ihtiyaçların temini itibariyle çok basittir. Her şeyi, her kesi, her anı ve bunların arasındaki her süreci kontrolü altına alıp kendinde tutmak isteyen insan, kendine bir imtihan çıkarmaktadır. Öyleyse gerisi onadır. Ya imtihanı kazanır cennete gider, ya imtihanı kaybeder cehenneme gider.

Biz ne yapıyoruz?

 

16.04.2020