tıramp efendi, bir kez daha sürpriz yaparak dünya sağlık örgütünü, çine hizmet etmekle suçladı ve amerika birleşik devletleri tarafından, örgüte yapılan ödemelerin durdurulduğunu açıkladı. adam, çok ilginç bir yaratık, hiç beklenmedik zamanlarda beklenmedik işler yapıyor. covidondokuz para ndemisi hallaç olmuş, ülkesini pamuk gibi atarken, o alabileceği tedbirleri düşünmek yerine, hastalanan yüzbinlerce ve ölen onbinlerce insanını bir kenara bırakıp, sağa sola suç atma telaşında.

amerika, son dönemlerde bu tür yaptırımlara çok sık başvuruyor. çinden veya başka bazı ülkelerden alınan mallara ek gümrük vergileri koyuyor. filistin, pakistan, ukrayna gibi yurtdışında sürdürdüğü sözde kalkınma ve işbirliği yardımlarını kesiyor. birleşmiş milletler nüfus fonu gibi uluslararası kuruluşlara söz verdiği ödemelerden vazgeçiyor. Orta menzilli nükleer kuvvetler anlaşması, paris iklim anlaşması gibi sözleşmelerden tek taraflı çekiliyor. iran, sudan, venezuela gibi sözde teröre bulaştığını iddia ettiği ülkelere alış verişini kesiyor ve başkalarının da aynı şekilde davranmasını istiyor.

oysa, nerdeyse yüzyıla yakındır ve özellikle ikinci dünya savaşından sonra küresel hakimiyete yürüyen yahudi aklının, tam kontrolündeki bankacılık sistemini ve bu sistemin yarattığı refah sayesinde yeryüzünün her köşesinden devşirdiği kaliteli ve üretken insanların ürettiği bilgi ve geliştirdiği teknoloji üstünden, dayatılmış uluslararası kuruluşlarla vardığı yeni sömürgecilikle, dünyanın ve insanlığın bütün nimetlerini dibine kadar emmek ve atıklarını okyanusların ve kıtaların her bir tarafına boşaltmak vazgeçilemez alışkanlığıydı, amerika birleşik devletlerinin. bugün ne oldu da bu kolay kazanımlarını terk etmeye çalıyor, göreceğiz.

ancak, son yetmiş yıldır domine ettiği yaşam tarzıyla inşa ettirdiği havaalanları, suyolu kanalları, otoyolları, demiryollarıyla, yeryüzünde üretilmiş her türlü mal ve hizmeti kendine doğru çeken; bunları ülkesi içinde, afrikada, asyada, güney amerikada nerdeyse aç susuz yaşayan milyarlarca insanı görmezden gelerek, bol bolamaç kullanan; binlerce insanı yıllarca karaya yanaşmadan yaşatabilen gemileri, ortalama bir kasabayı insanları, evleri ve araçlarıyla bir seferde kaldırıp taşıyabilen uçakları, sesten daha hızlı gidebilen trenleri ve bütün bunlara nezaret ederek oluşabilecek müdahaleleri, yüzbinlerce hatta milyonlarca insanın ölümü pahasına bertaraf edebilecek, nükleer, biyolojik, kimyasal, fiziksel silahlarıyla kurulan; bir imparatorluğun imkan, kabiliyet ve fırsatlarından ben gidiyorum diyerek uzaklaşmak da kolay ve yapılabilir olmasa gerek.

peki, bu tripleri niye yapıyorlar?

birincisi, önce dönüp bir evangelizme bakmamız lazımdır. elli yıl önce bu sözde hristiyanlık mezhebinin nerdeyse yok mesabesindeki mensupları hızla artarak bugün yarım milyarın çok üzerine çıkmıştır. Bu mezhebin yedi temel öngörüsü vardır. bunlar, sırasıyla yahudilerin filistine geri dönmesi; büyük israilin kurulması; yahudiler de dahil olmak üzere tüm dünya uluslarına incilin ‘müjde’ olarak emredilmesi; yedi yıl sürecek olan ön kıyamet denebilecek bir felaket dönemi başlaması ki bu kaos döneminde yecüc ve mecüc tarafından israilin işgal edilmesi ve amerika ile ingilterenin israilin yardımına gelmesi; isa aleyhisselamın ikinci kez dünyaya gelmesi; armageddon savaşının husule gelmesi; ve kıyametin kopmasıyla, incile ve isa aleyhisselama iman edenlerin cennete yükselmesidir. bu öngörülere baktığımız zaman mezhebin hristiyanlığa mı yahudiliğe mi ait olduğunu şaşırıyor insan. ama bu çalışmanın üstündeki yahudi izini görmemek mümkün değil.

bu mezhebin sahipleri ve muhtemel destekçileri o kadar gayretli ki benim yaşadığım yıllardaki amerikan başkanlarından jimmy carter, ronald reagan, george walter bush (oğul olan), ve tıramp efendi bu mezhebin mensupları olarak seçildiler. onbireylülü ve sonrasında dünyayı ve özellikle islam coğrafyalarını nasıl bir kan ve ateşe boğduklarını hatırlayıp düşündüğümüz zaman adamların hastalıklı zihinlerinin ayrımına varıyoruz. tıramp efendinin yardımcısının da bu mezhepten ve damadının yahudi olduğunu masaya koyunca yapıp ettiklerinin mezhebi öngörülerinin zuhur etmesi için gayret ettikleri ve bir kısım entellektüellerin dediği gibi tanrıyı zorladıkları ortaya çıkıyor. tıramp efendinin yadsınamaz deliliğini de eklediğimizde önümüzdeki yılların karanlığı insanı derinden etkileyip ürpertiyor doğrusu.

ikincisi, yahudi üst aklının küresel hakimiyette yeni bir boyuta geçme talebidir. halen sürdürülen hakimiyet, pek çok kaynak isteyen ve üretilen bilgi ve geliştirilen teknolojinin giderek dünyadaki diğer devletler tarafından da taklit edilip uygulanabilirliği itibariyle muhtemel bölgesel veya yerel ortaklar üretebilen bir hale gelmiştir. mesela başkan recep tayyip erdoğan birleşmiş milletlerin genel kurul kürsüsünde egemenlerin gözlerinin içine baka baka dünya beşten büyüktür diyebilmiştir. normalde hep kontrol altında olduğu düşünülen venezuelada başkan nicolas maduro moros petrol sevkiyatını durdurarak tüm dolaplarını boşa çıkarabilmiştir. pakistandan sonra iran da ikinci müslüman ülke olarak nükleer silah sahibi olabilmiştir. hele çin devasa insan gücüyle mevziye girmiştir. ayrıca yeryüzünün tüm fakirleri ve yoksunları, eski sömürgecilik döneminde binbir emekle inşa edilmiş psikolojik ve sosyolojik maduniyetlerini terk ederek, çitlerini aşıp zengin kuzey ülkelerini ölümüne bir göçle istila etmektedirler.

artık, yıllardır hazırlanan yöntemlerin ve mecraların desteğinde geçişin tamamlanması gerekmektedir. covidondokuzun yarattığı korku tüneli, yeni ürünlere ve yordamlara karşı devletlerin ve insanların muhtemel direnişlerini kırarak yolu açacaktır. bu bağlamda geçmişin stratejileri, hedefleri ve ihtiyaçları çerçevesinde kurulan uluslararası kuruluşlar artık ayak bağıdır ve muhtemel direniş odakları olabilirlikleri nedeniyle zayıflatılarak yok edilmelidir.

üçüncüsü, iyi niyetlerle bakarsak, amerikan ekonomisi, batı avrupa ekonomisi karşısında anlamlı olmasa da, çin ekonomisi karşısında anlamlı ölçüde gerilemektedir. yıllar önce ucuz işgücü sevinciyle çine akın eden amerikan merkezli küresel şirketler, belki kısa dönemde maliyetlerini düşürerek karlarını büyüttüler ama, çin orta ve uzun dönemde karlı çıktı. orta dönemde, kendi aklı ve imkanlarıyla çok uzun yıllar sürecek bilgi ve teknoloji üretimini, şirketlerin bu tercihleriyle aklın almayacağını bir hızda ve bedava transfer etme imkanı elde etti. uzun dönemde ise, hem taklit ürünlerle dünyanın az gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomilerine ürün satma fırsatı yakalayarak, hem de geliştirilen kaliteli ürünlerle gelişmiş ekonomilere girerek pay alma veya pay büyütme fırsatı yakaladı. hem de bu süreçlerde, tamamen amerikanın güvenliğini sağladığı ulaşım ve iletişim kanallarını kullanarak karını büyüttü.

öbür taraftansa akla ziyan insan gücünü kullanarak nerdeyse yeryüzünde var olan her devlette insan kolonilerini oluşturdu. bu çin kolonileri/gettoları, neoliberal ekonomi politikaları çerçevesinde, arge ve ulaşım güvenliği maliyetlerinin nerdeyse ücretsiz sağlanması sayesinde çin malı ürünlerin yüksek seviyede arzını sağlarken, bilindik çin kültür ögelerinin de içinde bulunduğu topluluklara sunulması fırsatını yaratı. bunlardan en dikkat çekeni mutfak kültürünün giderek yaygınlaşması ve alışılmış yerel kültürlerle oluşmakta olan zincir mekanlarla rekabete girmesidir. mutfağa ilaveten giyim kuşam, barınma, eğlenme kültürlerini de burada sayabiliriz. ancak kesinlikle gözardı etmememiz gereken inanç, düşünce ve bunları hayata aktarma biçimleridir. her ne kadar hind menşeli olsa da budizm ve kendi tarihlerinden gelen taoizmin hayata yanşıyış biçimleri olan yoga ve meditasyon gibi yaklaşımlarla modernizme direnmekte ve onun boşalttığı düşünsel ve ruhsal alanları doldurup büyüterek, onun güçlendirdiği bedeni farklı bir boyuta zorlamaktadır. Burada kesinlikle unutmamamız gereken bir dinamik daha çin tıbbıdır. çin tıbbı, yine modern zamalarda başatlaşan ortodoks tıbba çaresiz kaldığı hastalıklar üzerinden saldırarak, ilkeleri, yöntemleri, ürünleri ve kurumlarıyla yeni bir tüketim alanı açmaktadır.

tıramp efendi ve amerikanın, kendi imkanlarını fırsata çevirerek büyüyen ya da demirelin söylemiyle tapulu arazilerine gökdelen yapmaya kalkanlardan kurtulmak ya da en azından masrafları alman usülü ödeyelim deme hakları olduğunu düşündüklerini sanıyorum.

bütün bunlardan öte ve daha basit olarak, dördüncü bir neden olarak içerde borca dayalı aşırı büyümenin sebep olduğu ekonomik sıkıntılar devasa boyutlara varırken, kaçınılmaz sonu ertelemek için, muhtemel dipsiz kuyu gördüğü ödemelerden vazgeçmeyi de sürdürüyor olabilir. ancak bu böyleyse, bu süreçlerden bilişim, iletişim, ulaşım, enerji, sağlık gereçleri ve ilaç, silah ve tarım şirketleri yoluyla akıl almaz nimetler devşiren amerikanın çöküşünü hızlandırmaktan öte anlam ve sonuç oluşturmaz.

son yüzyılda insanlığın herşeyini etkileyen neoliberal üretim, tüketim, paylaşım politikaları ve demokratik yönetimler, yeryüzüne yayılmış covidondokuz salgının altında giderek yıpranıyorlar. bunları küresel yeni sömürgeciliğinin kılıfı yapan şirin amerika, göz göre göre ölülerini küresel liderliğiyle beraber açılmış çukurlara gömmektedir ve tıramp efendi de, yıl sonunda seçebilecekleri yeni başkanları da, bunu seyretmek mecburiyetindedir. ha buradan bit pazarına dönüp keynezyen ekonomiye ve otoriter/totaliter yönetimlere kapı aralamaya yeltenenler de artık cinin şişeden çıktığını görmek zorundadırlar.

bundan kelli balık başka sularda avlanacaktır. o balıklar da, o sular da çok uzağımızda değildir. yeter ki süleyman kış uykusundan uyansın..

 

26.04.2020