modern yahudi aklı, tefecilik ve kurumlaşmış haliyle bankacılık üzerinden son üçyüz yılda biriktirdiği parasının, yeryüzünde her yere, her kese ve her şeye ulaşıp tüm süreçlerin içinde yer alarak daha da büyümesi yolunda, kendisine engel gördüğü sınırları yok etmeye azmetti ve bilişim, iletişim ve ulaşım alanlarındaki teknolojik gelişmeleri destekleyip kullanarak küreselciliği yarattı. bu öylesine bir kampanya ile yürütüldü ki hem psikolojik hem de teknolojik olarak dışında kalabilen olmadı ve modern insanın aklediş, düşünüş ve davranışlarını tümüyle kontrol altına aldı. artık evler, sokaklar, mahalleler, şehirler, ülkeler, kıtalar her şeye açık hale getirilmişti. buralarda sınır koyabilecek dedeler, ebeler, analar, babalar, komşular, önderler, liderler, hatta düşünceler, cemaatler, tarikatlar, mezhepler, dinler ve devletler her fırsatta değersizleştirilip kovumsanarak bunların etkilerinden uzak ilkesiz, dinsiz, bencil ve hazcı bir akıl inşa edildi. yaşamaya şartlanmışlığı ve teknolojiye mahkumiyetiyle mazurlaşmış ebeveynlerin elinden çocukları, okul denilen ve nerdeyse doğumdan ölüme hayatı dolduran dönüşüm merkezlerine alınarak, yine onların imkanlarıyla bu akılla donatıldı. artık her şey yahudilerin hizmetine girmişti. dünyevileşmeyle bütünleşmiş küreselcilik tarihin sonuydu ve yeryüzü krallığı süleyman’dan sonra yeniden kurulmuştu.

sürece direnenler olsa da önemsizdi. hatta bunlar gerekliydi. insanlığın ehlileştirilmesi ve ehlileşenlerin maduniyetleri bu direnişçilerin üstünden sürdürülüyordu. olmadıkları yerlerde özel olarak üretilmişleriyle muhtemel sürgünler patlamadan yok ediliyordu. dünya iki kutuplu olmaktan çıkarılıp ‘tek hakim tek hüküm’e doğru giderken islam coğrafyası bu kapsamda operasyon içine alınarak her iki cihan harbinin sayesinde dayatılmış bölünmüşlüğün yarattığı sözde devletlerin işbirlikçi mülkiye, seyfiye ve ilmiye mensuplarıyla kontrol altına alınarak geliştirilen ve canlı olarak yayınlanan savaşların, kıtallerin, zulümlerin ve ölümlerin etkisinde insanlığın zihni yeniden formatlanıyordı.

son kırk yıla baktığımızda, az zamanda çok işler başarmışlardı. dünyayı kan ve ateşe boğmak pahasına devlet kurulmuş ve üçüncü mabedin temelleri arkeolojik çalışma diyerek kazılmaya başlanmıştı, mescid-i aksa’nın altında. nil’den fırat’a uzayan coğrafya tam anlamıyla istikrarsızlaştırılmış, krallığın son vuruşuyla hakimiyetine hazırlanmıştı.

işte ne olduysa tam da bu zamanda oldu. yaratılmış her şeyi yiyebilenlerin ülkesi çin’de bir şehrin hayvan pazarından başlayan bir hastalık, efsunlanmış insanlığın ortasına dalıverdi. krallığa giden yol kıytırık bir virüsünün işgaline uğradı. mikroskop altındaki görüntüsünün güneş ve etrafında bulunan ve taç olarak isimlendirilen parlak halkaya benzerliği sebebiyle corona olarak isimlenlendirilen, gözle görülemeyen, hatta canlı mı cansız mı olduğuna karar verilemeyen, bir milimetrenin sekizbinde biri büyüklüğündeki bir şey, dört bin yıllık tarihin beslediği ikibin yıllık hayal ve emelleri dize getirmişti. her şeye çözüm üretip çare bulanlar korkudan tir tir titremeye başlamıştı.

şimdilik milli sınırlar keşfedildi sil baştan. herkes kapılarını kapatıyor kara, hava ve deniz ulaşımına. mal ve hizmetlerin hiç bir kısıta tabi tutulmadan yeryüzünü dolaşmasının önündeki büyük küçük her engeli kaldırmak için olmadık yaptırımları ve zor kullanımlarını kah masada tutup kah uygulamaya sokanlar sınır sınır deyip havkırmaya başladılar. kimse dünkü dostlarına bakamıyor dönüp, ola ki hastadır şüphesiyle. utanmasalar öldürecekler onları. işyerleri, fabrikalar, okullar kapanıyor; müzeler, tiyatrolar, sinemalar boşalıyor; aç kalacağından korkan insanlar market raflarını adeta talan ediyor. üretilen postmodern dinin tapınakları olan aveme’ler şimdilik sınırlı saatlerde açık olsa da tamamıyla kapatılması isteniyor.

ama yetmeyecek bu güne kadar olanlar.

-covid19 nereye uzar bilemem. kaç kişi hasta olacak ve kaç kişi ölecek kimse bilmiyor. her şey alemlerinin rabb’inin yedinde. dur dese duruverir, şüphem yok. şimdilik demiyor, görüp bildiğim kadarıyla. duam durdurmasına. bana düşen, durmuyorsa sabredip beklemek insan olmanın tedbirinde; ve kaderde çıkabilecek ‘dön’ emrine amade kalmak-

dünün vebalarının, cüzzamlarının, tifüslerinin yerini bugün sarslar, mersler, covidler dolduruyor. yaradan her daim insana insanlığını hatırlatıyor. ilahlığa yeltenenlere, tanrılığa soyunanlara acziyetlerini göstererek kendini bildiriyor. bildirmeye de devam edecek.

bu gün sınırlarını hatırlayanlar, yarın ana babalarını, öbür gün dinlerini ve rabb’lerini hatırlayacaklar. sınırlılarla sınırsızların, inananlarla inanmayanların, imanla inkarın, gavurla müslümanın, hakla batılın mücadelesi kıyamete dek sürecek. sonunda zafer şüphesiz hak edenlerin olacak.

septik bir zihnin, baskı altındaki dalgalanmaları diyebilirsiniz yazdıklarıma. ama gördüğüm ve gördüğünüz güncel resim bu. gerisi size kalmış. ister kalkıp elinizi güzelce sabunlayarak bir abdest alıp namazını kılarsınız ve sonunda rabb’imizden her iki dünyada iyilik ve güzellik dilersiniz. ya da ölümün korkusunda hayatınızı kendinize zehir edersiniz. gerçekten birincisi daha kolay değil mi?

 

15.03.2020